Yalın Büyürken

Aslında ne zamandır ekran başına geçip böyle bir yazı yazma fikrim vardı. Ancak rutin telaşların peşinde günün sonuna vardığımda çoğu vakit bırakın yazabilmeyi, konuşmaya bile mecalim kalmamış oluyor. Ama hayat geçiyor ve öyle acımasız ki anıları da hızıyla beraber çoğu zaman sürüklüyor peşisıra. Bir yerlere not edilsin, kazınsın hafızalara, sonsuz olsun diye çabalamak bebek büyütürken sanırım çoğu annenin ortak isteğidir. Vakit yaratabilen sayısı oldukça azdır. Yalın doğduğundan beri beğenip  ayırdığım fotoğrafları hala tab ettiremedim en  basiti.  Fotoğraf albümünü açıp da çok eskiye değil sadece birkaç ay öncesine dönünce bile insan hüzünleniveriyor. Evlatlar büyüyor biz ihtiyaçlarını karşılamaya  çalışırken.  Çoğu vakit güzelliklerini es geçip farketmezken evlatlar büyüyor. Hele de tek değil de çift ise sizin bakımınıza muhtaç olan öyle güçlü sızısı kalıyor ki yapamadıklarımızın. 

Bir yaşına artık az bir vakit kaldı. Sanki doğduğu gün dün gibi oysa. Büyümesini izlerken her aşama bizim için öylesine büyük merak unsuru ki sevinçle, gururla ve pek tabii aşkla takip ediyoruz canımızı. Aslında pek elimizde olmasa da bir önceki evlatla karşılaştırarak bekliyoruz acaba onu nasıl yapacak, bunu ne zaman becerecek diye. Daha doğar doğmaz başlıyoruz ilk gülücüğünü beklemeye, güldüğünde bizim de yüzümüzde güller açacak ya nasıl kıymetli o ilk gülüşler. Sonra biraz ele avuca geliyorlar, hadi diyoruz artık anne sütünün yanına ek gıdalar da gelsin. Pürelerle başlayıp  acaba ne zaman pütürlü yemeye başlayabilir diye bekliyoruz. Çoğu annenin korkulu rüyasıdır ya hani ya alışamazsa pütürlü yemeye, ya uzun yıllar blender mahkumu kalırsa diye endişe ederler. Yemesi düzene tam girer hadi bakalım geceleri de artık karnı doyuyor bakalım ne vakit kesintisiz sabaha kadar uyuyacak diye beklemeye koyuluyoruz. Beklemek hiç bitmiyor. Ve biliyoruz ki daha yolun başı bu. 

Hep yatar pozisyondan artık sıkılıp ufaktan ufaktan oturmaya başladığında da desteksiz oturabilmesini, yana devrilmeden kendini kontrol ederek kalabilmesini bekliyoruz. Ne çok beklenti içindeyiz değil mi minicik insancıklardan ? Kendimiz olduğumuz yerde sayarken minicik bedenleri hep gözleyerek bekliyoruz. Ne büyük sabır bu insan yavrusunun evrilip de büyümesi işi. Oturmayı halledip de emekleme moduna geçmesi de en heyecanla beklenen aşamalardan biri. Fatma hanımın kızı şunu yapmış, Ayşe hanımın torunu bunu etmiş diye sürekli karşılaştırılmak da bu işin cilvesi. Hiçbir başka bebeğin yapabildiği ya da yiyebildiği ile kendi bebeğinizi karşılaştırmayın. Hem bebeğinize hem de kendinize yapacağınız en büyük kötülüktür bu. O özel bir bebek ve siz de onun annesi olarak seçilmişsiniz. Ona sizden daha iyi bakabilecek bir başkası yok, bunu aklınızdan asla çıkarmayın. Tanrı bize bir evlat sahibi olma şansını vermişse eğer onu layığı ile bakıp büyütülmek için gerekli gücü de içimize yerleştirmiştir inanın.


Şimdi gelelim bizim minnoş adamın gelişimine. Miniş bir adam olarak 1900 gr doğdu dünyaya fakat Yalın paşam da abisi gibi sımsıkı tutundu bize ve evimizin neşesi oldu son 10 aydır. Özellikle bu son 1 yıl 2016 yılı öylesine felaketlerle geçti ki hem bireysel olarak hem de ülke olarak nefes bile alamayacak duruma geldik. Şunun şurasında birkaç gün sonra gelecek olan 2017 yılına büyük umutlar bağladık hepimiz. Benim açımdan Yalın geçtiğimiz yılın tek güzel yanıydı. Nefesimin tükendiğini hissettiğim her an ona baktım, gücümü tekrar yükledim sanki bedenime. Kelime oyunu gibi gelir eminim okuyan bazılarına ama anne olanlar yüreklerinden anlayacaklardır bu dediğimi. Onun bana ihtiyacı olduğunu bilmek ayağa tekrar son bir gayretle kalkmamı sağladı, Tuğra zaten benim masum meleğim yorduğu kadar sabrı öğretenim. Bu iki güzel evlat olmasa bazı günler kapatıp dükkanı gitme isteği yakama öyle bir yapıştı ki anlatılmaz. Konu konuyu açtıkça açtı yine çözüldüm yazdıkça. Uzun lafın kısası Yalın artık 10 ayı geride bıraktı, 1 yaşımıza sayılı günler kaldı. Ha güldü gülecek, ha emekledi emekleyecek derken az kaldı yakında 1 olacak.

Anne sütü erken bitip de sadece mamayla devam etmemizden dolayı Yalın’ ın ek gıdalara geçişi 5. ayda oldu. Neredeyse 5 aydır bir iki sefer dışında hiç püre yemek istemedi, her verdiğimi pütürlü şekilde tatmayı seviyor. Bildiğin küçük bir adam, tam bir Türk erkeği kendisi. Ekmeği seviyor, yemeğin suyuna bandırarak yedirilmesinden hoşlanıyor ve açlığa tahammülü yok. Yumurtayı, brokoliyi, buharda pişmiş balkabağını ve kefiri seviyor. Püre halinde verilen hiçbir bebek mamasını sevmiyor. Her hazırlanan sofrada baş köşede mama sandalyesinde üzerinde hazır bulunmaktan inanılmaz keyif alıyor. Özellikle geceleri uyku arasında acıktığında tüm evi ayağa kaldıracak kadar güçlü çığlıkları ile edepsizliğini bütün apartmana duyuruyor.


İşin özeti zaman çok çabuk geçiyor, arada durup es vermezsek ve geleceğe kayıt bırakmazsak çoğu güzel anı da unutulup gidiyor. Telaşların arasında kendimize vereceğimiz ufak molalarda belki buralara daha sık uğramak için sebebimiz olur böylece. Bir post da Yalın oğlanın günlük beslenmesi ile ilgili yazacağım bir ara. Uzman olarak değil ama bir anne olarak sadece örnek olsun, fikir versin diye elbette.

%d blogcu bunu beğendi: